Skuter Yasakları Gündemdeyken Kimse Söylemediği O Gerçek Şehirleri Etkiliyor
Yasak Tartışmalarının Arkasındaki Sessiz Kriz
Eylül gelince yolların en gürültülü sesi motor değil. Tekerleklerin asfaltta çıkardığı o ince vızıltı. Bakü'nün dar sokaklarında da aynı manzara, İstanbul'un kalabalık bulvarlarında da: 14 yaşında bir çocuk, telefon kulağında, scooter üstünde ilerliyor.
Polis raporları açık. Kaza oranları yükseliyor. Yetkililer 'daha tehlikeli olursa yasaklanır' diyor. Biz de bu cümlenin altındaki boşluğu görmezden geliyoruz.
Asıl mesele yasaklamak değil. Sorun şu: Şehirler bu iki tekerlekli araçlar için tasarlanmadı, biz buna rağmen onları her yere sokuyoruz.
Yasaklar Neden Hiçbir Şeyi Çözmez
Fransa ve Japonya'daki düzenlemelere baktığınızda yasakların değil, altyapının konuşulduğunu görürsünüz. Bakü'nün şu anki durumu ise tam bir kaotik denge.
Bir skuter sürücüsü yola çıktığında otomobil şoförüyle aynı hukuki statüde değildir. O bir 'yaya' mıdır, 'araç kullanıcısı' mı? Bu belirsizlik her kaza raporunun arka sayfasında gizlidir.
İzmir'de geçtiğimiz ay yaşanan bir olayda, skuter sürücüsü kaldırımda yürüyen yaşlı bir bayana çarptı. Kask takmaması cezasını artırdı ama asıl soru şu: O kaldırımı paylaşmak zorunda bırakılan kimdi?
Yasak getirmek kolaydır. Ama yasaktan sonra ne olacak? İnsanlar yine aynı yolları kullanacak ama bu sefer görünmez bir şekilde.
Yaş Sınırı Değil Bilinç Eksikliği Sorunu
Kanun diyor ki en az 14 yaş. Ama 14 yaşındaki bir gencin trafikteki refleksleri ile 25 yaşındaki deneyimli bir sürücününkileri aynı kefeye koymak saflık olur.
Kanada'da skuter ehliyeti alabilmek için belirli bir teorik sınava girmek zorundasınız. Bizde ise yeter ki ceza kesilsin mantığı hâkim.
Buradaki asıl çelişki şu: Biz skuteri ekonomik bir ulaşım aracı olarak kucaklıyoruz ama onu yönetecek zihniyet hâlâ otomobil çağında yaşıyor.
Ebeveynlerin kartlarıyla kiralama yapan çocuklar bu sistemin en büyük kör noktası. Dijital çağın kolaylıkları güvenlik duvarlarını da birlikte yıkıyor.
Şehir Planlamasının Kaçırıldığı Fırsatlar
Bir şehri güvenli kılan şey yollar değil, o yolların üzerindeki akıştır. Skuterler bu akışı bozmuyor, aksine tıkandığı yerlerde nefes aldırıyor.
Ancak bu akış için fiziksel sınırlara ihtiyaç var. Dörtlü yollarda bisiklet şeridi yoksa skuter sürücüsü ya arabaya karışır ya da yayalara çarpar.

İstanbul'da bazı bulvarlarda denenen ayırıcılar işe yaradı. Ama bu çabalar hâlâ pilot proje seviyesinde kaldı.
Sorun skuter değil. Sorun, şehrin skutere 'sen buraya ait değilsin' demesi ama yine de o yoldan geçmek zorunda bırakması.
Kim Kazanıyor Kim Kaybediyor
Kısa vadede kazanan kiralama şirketleri. Uzun vadede kaybeden ise toplumun güven hissi.
Sigorta şirketleri bu yeni riski henüz doğru fiyatlamıyor. Her kaza poliçesini zorluyor ve primler sessizce artıyor.
Eğer biz skuteri bir 'eğlence aracı' olarak görürsek kazalar sürecek. Eğer onu 'ulaşım hakkı'nın parçası sayarsak kuralları birlikte yazacağız.
Bu konuda teknik detaylara ve güvenlik donanımlarına baktığınızda asıl sorunun yazılımda değil, kullanıcı davranışında olduğunu anlarsınız.
Gelecek İçin Tek Çözüm Yolu
Yasaklar bir son çaredir. Asıl çözüm, skuterlerin varlığını kabul edip onlara yer açmaktır.
Bu sadece bir ulaşım meselesi değil. Bir şehrin gençlerle kurduğu ilişkinin aynasıdır.
Sizce bu tartışmada haklı olan kim? Yorumlarda görüşlerinizi paylaşırsanız seviniriz.

Unutmayın. Yol herkesin ama kural sadece yazılıysa geçerli.
Comments ()